Donanım Dersleri

Ağustos 5th, 2009

USB Port Nedir?

USB (Universal Serial BUS), bilgisayarlarda genelde aksesuar bağlamaya yarayan giriş / arabirimdir.

Ethernet Nedir?

Ethernet bilgisayarlar arasında bir ağ oluşturmaya yarayan yöntemdir. Bilgisayarların ethernet aracılığı ile birbirlerine bağlanabilmeleri için ethernet kartı adı verilen bir donanım gerekmektedir. Bu karta bağlantıyı sağlayan giriş/arabirim ADSL modem gibi aksesuarların bağlanması için de kullanılabilmektedir.

Splitter nedir?

internetle telefonu aynı anda kullanabilmek için, ses ile veri arasında bir filtre görevi yapan cihazdır.

Wireless network nedir?

Kab losuz networkler IEEE 802.11 standartı ile belirlenmiş bir teknoloji ile çalışmaktadır. Cihazların h ab erleşmede kullandığı RF sinyali Telsiz Genel Müdürlüğü nden onaylı 2.4-2.5 Ghz frekansını kullanmaktadır. Cihazların çıkış gücü insan sağlığına zararı olmayan 100mw seviyesindedir. (900Mhz GSM şebekesine bağlı bir cep telefonunun yirmide biri).
Ofis içinde toplantı salonu veya diğer katlarda PC nizle kesintisiz bağlantı sağlay ab ilirsiniz. Ofis içi uygulamaların yanında, ofis dışında binaların bağlandıkları uygulamalar gün geçtikçe artmaktadır.

Raid Nedir?

Sabit Disklere Hız ve Güvenlik
Biraz geriye dönüp baktığımızda, 7200 devir dönen IDE disklerin çıkmasında bu yana, bu disklerde pek fazla gelişme olduğunu gördük desek yalan söylemiş oluruz; disklerdeki erişim süresindeki iyileştirmeler ve tampon bellek miktarının arttırılması performansın belli bir miktar arttırılmasını sağladı ama 5400 devirli disklerden 7200 devirli disklere geçerken hissettiğimiz performans artışı olmadı tabii ki. Piyasadaki en hızlı IDE diske sahibiz ama video ve resim işleme gibi uygulamalarım ve bilgisayarımda yaptığım işlemler diskimin canına okuyor diyorsunuz. “Eh kardeşim, sen de git o zaman SCSI disk al” diyeceksiniz. SCSI disk alınca, SCSI kontrol kartı da almalısınız. Bu ikisi bize pahalıya patlayacak diye düşünüp hemen işten vazgeçebilme gibi olanağımız var.
Diğer taraftan ise, Harddisk fiyatları ucuzlamışken şöyle 60 GB’lık bir disk aldık ve diskimiz yeni olduğu için tüm sistemimizi ve datalarımızı bu diske transfer ettik. İçindeki bilgiler hayati önem taşıyor. Hani, diskiniz yanlışlıkla güm diye gitse, yapacağınız bir şey yok. Gitti güzelim bilgiler olacak. Kafanızı duvardan duvara vuracaksınız. Yedeklemek ne güne duruyor derseniz, 60 GB’lık veriyi, kafanız estiğinde yedeklemek her babayiğidin harcı değil. Gerçi yeni yeni sistemler geliştiriliyor bu yedekleme işlemi için ama, ben işimi sağlama alayım ve işimi yaparken kayıt ettiğim veriler eş zamanlı olarak yedeklensin diyorum. Toparlayacak olursak, “hız ve(ya) güvenlik” istiyorum gibi bir sonuç çıkartabilmemiz mümkün. Ama bu istediklerimizi nasıl yapacağız?
Son zamanlarda, piyasada satılan IDE RAID Kontrol kartlarıyla veya IDE RAID kontrol ünitesini üzerinde barındıran anakartlar ile bunu yapmak mümkün. İşte bu “RAID” terimini son zamanlarda ünlü olmasının sebebi bu. RAID terimini duyuyoruz ama nedir bu RAID? Ne işe yarar? Çalışma mantığı nasıldır? Haydin bunların cevaplarını arayalım.

RAID Nedir? RAID Arkasında Yatan Temeller Nelerdir?
Tek harddisk ile yapabildikleriniz sınırlıdır. Performans arttırayım deseniz, overclock edemiyorsunuz; verileri otomatik yedekleyeyim deseniz, kendiniz yedeklemek zorundasınız. Eğer disk kapasitenizi arttırdığınızda disk performansınızı arttırmak istiyorsanız, verilerinizin eş zamanlı yedeklenmesini istiyorsanız sizin bir RAID dizesi oluşturmanız gerekiyor demektir. RAID, ”Redundant Array of Inexpensive Disks” kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor. RAID dizesinde, iki veya daha fazla diski tek üniteye bağlayarak, disklerin tek başlarına yapamadığı şeyleri yapmanız olanak sağlar. Uyguladığınız RAID konfigürasyonunu çeşidine göre, RAID dizesi ile daha fazla performans, daha fazla veri güvenliği veya her ikisini de elde edebileceksiniz.
RAID’in esas amacı, bir dize içerisinde bulunan ana harddiskin çeşitli yöntemlerle yedeği alınarak, diğer harddisklerin bozuk olduğu zaman, sistemin çalışmama süresini en aza indirgemektir. Burada söylediklerimiz, birazdan anlatacağımız kavramlar için temel oluşturuyor.
RAID için farklı konfigürasyon seçenekleri bulunuyor. Bu konfigürasyonları RAID X ( X yerine rakam geliyor ) şeklinde ifade ediyoruz. Tahmin edeceğiniz üzere, birden fazla konfigürasyon söz konusu. IDE RAID sistemler ile kullanabileceğiniz RAID 0, RAID 1 ve RAID 0+1 konfigürasyonlarını şöyle bir açıklayalım.

RAID 0 (Striping)
RAID 0 konfigürasyonunda, RAID kontrolcüsüne en az iki disk bağlayarak bir dizi oluşturuyorsunuz. Disk dizisi kullanırken, aynı türden bağlanmış diskler üzerine veriler yazılırken ardışık bloklara bölünerek diskler üzerine dağıtılarak yazdırılıyor. Bu ciddi bir performans artışı sağlıyor desek yeridir. Bunu daha anlaşılabilir bir şekilde anlatalım. Elimizde yazılması gereken 8 kelimelik bir cümle var. Dört elimizin olduğunu varsayalım. Bir elin bir kelimeyi yazması bir dakika aldığını varsayarsak; kelime sayısını el sayısına göre paylaştırıp yazdırırsak, tek elin 8 dakikada yaptığı işi, dört elimizle 2 dakikada yapmış olacağız. Sanırım mantığını anladınız.
Sonuç olarak, sistemin veri yazma/okuma performansı ciddi bir şekilde artıyor. Çünkü yazdıracağınız veri kaç tane disk bağlıysa o kadar diske paylaştırılarak yazdırılıyor.
Dikkatinizi çektiyse, RAID 0 konfigürasyonu gerçek bir RAID uygulaması değil. Çünkü hata töleransı denen bir şey yok. Gerçekten burası önemli. RAID 0 konfigürasyonundaki hard disklerden bir tanesi göçtüğünde, RAID 0 konfigürasyonu içindeki tüm disklerdeki sahip olduğunuz tüm bilgiler de güme gidiyor! Örneğin RAID 0 uygulamasında sahip olduğunuz 3 adet 10 Gb’lık hard diskinizden birisi su koyu verirse, buzdolabında kötü günler için muhafaza ettiğiniz buz gibi suyunuzu içmek farz oluyor. Anlayacağınız 30 GB’lık verinin hepsi gelmemek üzere gidiyor. Burası önemli bir noktaydı.

Tabii bu dediklerimiz, performans manyaklarını etkileyecek değil hani. Sonuçta ben akıllı adamım, yedeklememi her zaman yaparım diyenler için bir sorun yok elbette.
RAID 0 konfigürasyonunu şöyle genel olarak özetleyecek olursak: RAID 0 konfigürasyonu için min. 2 diske ihtiyaç duyuyoruz. Örneğini ki tane 10 Gb’lık harddisk bağladığımda, bu iki disk tek disk imiş gibi olacaklar ve ikisinin toplam kapasitesi yani 20 GB’lık kapasite elde etmiş olacağım. RAID 0 konfigürasyonun gerçek RAID olmadığını çünkü hata toleransının olmadığını belirttik. Bundan dolayı, bilgilerin önemli olduğu ortamda kullanılmayan bir konfigürasyondur.

RAID 1 (Mirroring)
Evet diğer RAID sistemimiz ise RAID 1, diğer adıyla disk “aynalama”. “Aynalama” teriminden tahmin edeceğiniz üzere şu anlam ortaya çıkıyor : 2 veya daha fazla diskiniz var ve bu disklerin birisindeki bilgiler, diğerine eş zamanlı olarak kayıt ediliyor. %100 veri güvenliği amaç edinilmiş. Aniden disk göçtü diyelim. Hiç telaş yok. Bilgilerin aynalandığı diskten dosyaları tekrar yeni ana diskinize kopyalayarak olayı çözümleyebiliyorsunuz. Gördüğünüz üzere, RAID 1 sisteminin diskten veri okuma performansına bir katkısı yok. Sadece, ECC (Hata Bulma & Düzeltme ) işleminden dolayı yazma işlemi, yalnız başına kullanılan tek diskli konfigürasyona göre bir yavaşlık gösterebilir. Anlayacağınız üzere, performansın pek önemli olmadığı, verilerin önem arz ettiği konumlarda RAID 1 sistemi çok işe yarıyor. Zaten bu sisteminde tek amacı veri güvenliği.

RAID 0 + 1 ( Striping + Mirroring )
Yukarıda anlattığımız her iki yöntem, bu sistem çatısı altında toplanmış. Hem veri güvenliği en planda tutulurken, performans artışı da ihmal edilmemiş. Bu RAID konfigürasyonunu oluşturabilmeniz için en az 4 diske ihtiyacınız var. İki disk bir dize oluştururken, diğer iki disk bunların aynası oluyor yani eş zamanlı olarak yedeğini alıyor. RAID 0 + 1 konfigürasyonunu kullandığınız sistemin veri güvenliğinin yanı sıra, yazma ve okuma hızları iyileştiriliyor. Fakat fiyat açısından bakıldığında, min. 4 diske ihtiyaç duyması pek de ucuza bu işi halledeceğimiz anlamına gelmiyor. En az 4 disk dediğime bakmayın IDE RAID kontrolcüler ile bu iş sadece 4 disk ile yapılabiliyor.

Piyasada bulunan IDE RAID kontrolcülerinin hepsinde desteklenen ortak RAID konfigürasyonları bunlar . Fakat Adaptec’in çıkardığı ve diğer IDE RAID kartlar ile desteklenmeyen RAID 5 konfigürasyonunu da destekliyor. Dolayısı ile RAID 5 olayına hafiften girelim.

RAID 5
RAID 5, Hard Disklerin RAID 0 sistemindeki gibi “Stripe” edilmesinin performans katkısının yanı sıra, parite hesaplanmasındaki güvenlik özellikleri beraberinde getiriyor. En az 3 diske ihtiyaç duyuluyor. Dizi içerisindeki tüm disklere hem veri hem de parite bilgileri dağıtılarak yazılıyor.
Resimle birlikte olaya baktığınızda daha iyi kavrayabileceksiniz. Min. 3 disk gerektiğini söylemiştik. 3 Disk kullandığımı varsayıyorum. Veri yazdırırken, ilk 2 diske veriler yazılıyor, üçüncü diske parite bilgileri kayıt ediliyor. İkinci veri kayıt edişimde ise, başka bir diske parite bilgilerini kayıt ediyor. Diğerinde ise başka bir diske… İşte bu dizideki harddisklerden birisi “gıcıklık” yaparsa, en son parite bilgilerinin kayıt edildiği diskten parite bilgileri okunarak, kayıp veriler tekrar inşaa ediliyor. Bir tür veri güvenlik sisteminin olduğunu anlamışsınızdır. Dolayısı ile, RAID 5 sisteminin, veri güvenliğinin çok önemli olduğu konumlarda ve hata düzeltmenin olabildiğince iyi olması gereken yerlerde çok sık kullanıldığını anlamak güç değil.
Diğer RAID konfigürasyonları
Yukarda saydıklarımızdan başka, RAID 2, RAID 3, RAID 4, RAID 7 gibi diğer konfigürasyonlarda bulunuyor. Eğer bu konfigürasyonları anlatacak olursak: parite ( Hafiften anladınız gibi ) , Hamming ve XOR hata düzeltme operasyonlarından da bahsetmek zorunda kalacağız ve bu anlattıklarımızdan bizim de dahil herkesin kafası allak bullak olup, bu yazıyı okumayacaksınızdır. Zaten yukarıda sizler için anlattığımız RAID konfigürasyonlarının dışındaki diğer RAID konfigürasyonlarının bazıları aşırı derecede kompleks yapıya sahip olup, çok pahalı SCSI RAID kartları ile gerçekleştirilebilen işlemler. Zaten o kompleks yapılı RAID konfigürasyonları, bizim konumuzun dışına çıkıyor biraz. Bundan dolayı esas RAID, SCSI RAID dir. IDE RAID kontrolcülerinin yapabildiği işlemler en basit yapılı olan işlemler, ki bunlar yazılımlar tarafından da yapılabiliyor. NT 4.0/Windows 2000 Server ve Linux işletim sistemlerini çok yakından tanıyanlar zaten bu olaylara pek uzak değildir. Dolayısı ile IDE RAID kontrolcüleriyle yapabildiğimiz RAID konfigürasyonları bizler için önemliydi.

Biraz önce IDE RAID konfigürasyonlarından bazılarının ( Örneğin RAID 0 konfigürasyonu ) işletim sistemleri tarafından yapıldığından bahsettik (Yine software/hardware konusuna gelmiş oluyoruz gibi). Sadece bilgi olsun diye söyleyeceğim. IDE RAID kontrolcüleri RAID konfigürasyonlarının “donanımdan” desteklediği için, yazılım yoluyla yapılan striping veya mirroring işlemlerine nazaran performansın daha iyi olduğunu söylemek mümkün. Çünkü, bu işi yazılım yaparken haliyle işlemciye yükleniyor.

Bu arada ilginç bir noktayı belirtmeden de geçmek istemiyorum. RAID kavramı yaklaşık bundan 12 yıl önce çıkarılmıştı. O günden bugüne teknoloji çok gelişti ve artık RAID’in açılımındaki üçüncü kelime olan Inexpensive ( ucuz ) kelimesi gerçekleşiyor gibi. Düşünsenize, IDE RAID sisteminin de 4,5 yıl kadar önce de var olduğunu düşünerek, RAID 0+1 konfigürasyonunu oluşturmak için ne kadar para harcayacağınız düşünün. Kaldı ki, önceden SCSI RAID sistemler var idi ve varın “ucuz” olayını siz düşünün. Ama artık bazı şeyler değişti gibi.
IDE RAID olayının mantıklı bir açıklamasına gelince; eski, “acınacak” türdeki performansa sahip IDE diskler ( SCSI disklere göre karşılaştırıldığında ) IDE RAID sisteminin oluşması için bir alt yapı oluşturamıyordu ( Fiyat açısından da bakmak gerekli ). Gelişen IDE Diskler, ucuzlayan fiyatlarıyla beraber, IDE RAID sisteminin uygulanabilir olması için göz ve masaüstü bilgisayarlarını işine yarayacak RAID 0, RAID 1 ve RAID 0+1 konfigürasyonlarını beraberinde getirdi. Zaten masaüstü geliştirilen bir RAID sistemi için, çok büyük “sunucularda” işe yarayan kompleks RAID konfigürasyonlarını beraberinde getirmesi mantıklı değildi. Hem kompleks yapılı RAID konfigürasyonları da desteklenseydi, IDE RAID kontrolcüleri olduğunda çok daha pahalı olacaktı ve masaüstü bilgisayar için hiçbir espirisi kalmayacaktı. Yukarıda bahsettiğimiz Adaptec’in RAID 5 konfigürasyonunu destekleyen IDE RAID kartını biraz buradan uzak tutmaya çalışıyorum. Çünkü fiyatı, diğer IDE RAID kartlardan 4-5 kat daha pahalı.

Sonuç olarak, IDE RAID, ortalığı yerinden oynatacak nitelikte. Çok makul bir fiyata sisteminizde gözle görülür bir performans artışı elde edebileceksiniz. Çoğumuz performans tutkunu olduğumuz için, veri güvenliğini biraz hiçe sayıp, RAID 0 konfigürasyonu sistemlerimizde kullanarak bir güzellik edebilirsiniz.

RAID Terimler Sözlüğü
Array : İki veya daha fazla harddiskin birleşerek, diğer bilgisayarlara tek harddisk gibi gözükmesine verilen addır.

Duplexing : İki RAID kartınını birbirini Mirror etmesidir.

Hot Spare : RAID sistemine dahil olan bir harddiskin bozulması halinde, yerine otomatik olarak gelecek olan ayrı bir diske verilen isimdir.

Hot Swap : RAID sistemde, RAID sistemine dahil olan bir sürücünün bozulması halinde, server`ı kapatmadan ve hiç bir şekilde dokunmadan, bu bozuk diski alıp, yerine sağlam bir diski takma yeteneğine verilen isimdir.

Parity : RAID 5 Sistemi tarafından kullanılan ve disk dizesindeki bir harddiskte meydana gelen veri kaybını tekrar en eski haline getirmek için kullanılan bir tür veri kaybı önleme sistemidir.

RAID Sistemleri : RAID sistemleri 0 `dan 5`e kadar olup, veri erişimi, fiyat ve performans gibi konularda farklı alanlarda farklı seçenekleri sunan farklı düzenlemeler ile oluşan sistemlerdir. Günümüzden en çok kullanılan RAID sistemleri RAID 0, RAID 1, RAID 0+1 ve RAID 5`dir.

Firewall (Güvenlik Sistemleri) Nedir?

Firewall (Internet Güvenlik Sistemi), internet üzerinden bağlanan kişilerin, bir sisteme girişini kısıtlayan/yasaklayan ve genellikle bir internet gateway servisi (ana internet bağlantısını sağlayan servis) olarak çalışan bir bilgisayar ve üzerindeki yazılıma verilen genel addır.

Firewall sistemleri, bu engelleme işini, sadece daha önceden kendisinde tanımlanmış bazı domainlere erişim yetkisi (telnet,ftp, http vb) vererek yaparlar. Günümüzde, Internet Servisi veren makinalar oldukça sofistike Firewall sistemleri ile donanmıştırlar.

Wi-Fi Nedir?

Wireless fidelity kelimelerinin ilk iki harfinin kullanılarak ortaya çıkartılmış bir kısaltmadır. wi-fi. Basitçe kablosuz network demektir.

Port Nedir?

Bilgisayar ve telekomünikasyon dünyasında, “port” denildiği zaman akla ilk gelen genellikle fiziksel bağlantıda kullanılan ara birimlerdir. Bu tür “port”
lar üzerinden bağlanmış herhangi bir makinaya “data” gönderilebilir ve bu makinanın işleyişi kontrol edilebilir. Örneğin, tipik bir bilgisayarda bir veya
birden fazla “seri port” bir tane de “paralel port” bulunur. Adından da anlaşılacağı gibi “seri port” dan bilgiler seri (her defasında bir bit) olarak
gönderilir ve bu tür “port” lara genellikle tarayıcı (scanner) gibi cihazlar takılır. Her defasında birden çok bit göndermek içinse “paralel port” kullanı-
lır. Bu tip “port” lara da yazıcı (printer) veya “paralel port” bağlantısı olan herhangi bir cihaz takılabilir.

Bizi ilgilendiren ve çoğunlukla İnternet dünyasında kullanılan “port” kavramı ise yukardaki tanımdan biraz daha soyut bir kavramdir. Bu anlamda “port”
(ki dokümainin sonuna kadar “port” bu anlamda kullanılacaktir) herhangi bir fiziksel bağlantı yeri değil, mantıksal bir bağlanma şeklidir. Şöyle ki:

Günümüz dünyasında birçok işletim sistemi birden fazla programın aynı anda çalışmasına izin vermektedir. Bu programlardan bazıları dışarıdan gelen
istekleri (istemci-client/request) kabul etmekte ve uygun gördüklerine cevap (sunucu-server/response) vermektedir. Sunucu programları çalışan bilgisayarlara
birer adres verilir (bknz. IP adresleri) ve bu adresler kullanılarak istenilen bilgisayarlara ulaşılır. Peki, ulaşılan bir bilgisayar üzerindeki hangi sunucu
programdan hizmet alınmak istendiği nasıl belirtilir?

Bunun için bilgisayarlar üzerinde birtakım soyut bağlantı noktaları tanımlanır ve herbirine, adresleyebilmek için positif bir sayı verilir (port
numarası). Bazı sunucu programları, daha önce herkes tarafından bilinen “port” lardan hizmet verirken (örn: telnet->23. port) bazıları da sunucu programını
çalıştıran kişinin türüne ve isteğine göre değişik “port” lardan hizmet verir. Dolayısıyla, ağ üzerindeki herhangi bir sunucu programa bağlanmak istenildiğin-
de, programın çalıştığı bilgisayarın adresinin yanında istekleri kabul ettiği “port” numarasını da vermek gerekir. Örnek verecek olursak:

144.122.156.104 “IP” adresine sahip makinada (orca) çalışan “telnet” sunucu programına (23. “port” dan hizmet veren) bağlanmak için aşağıdaki satır
yazılır.

telnet 144.122.156.104 23

Daha önce de belirttiğimiz gibi bazı sunucu programların belirli “port” lardan hizmet verdiği bilindiği için, bu sunuculara bağlanmak istediğimizde,
“port” numarasını vermeye gerek kalmaz. Bu durumda yukardaki satır
telnet 144.122.156.104

şeklinde de yazılabilir.

INETD (Süper Sunucu):

Bilgisayar ilk açıldığında üzerinde çalışan sunucu programlar otomatik olarak açılış dosyalarından çalıştırılabildiği gibi genel kullanım biraz daha
farklıdır.

Değişik “port” ları dinleyen birçok sunucu programın, hiçbir istemciye cevap vermediği durumda bile, birçok sistem kaynağını gereksiz yere kullandığı
düşünülerek, “inetd” adında istemcilerle diğer sunucu programlar arasında koordinasyonu sağlayan bir sunucu program düşünülmüştür. Açılış dosyalarından
da başlatılabilen bu sunucu tek başına bütün “port” ları dinler ve herhangi birisine istek geldiği zaman aşağıdaki prosedürü takip eder:

1- /etc/services dosyasından ilgili “port” a hizmet veren servis ismini
bulur.
2- konfigürasyon dosyası olan “/etc/inetd.conf” dan bu servis için gelen
isteğe nasıl cevap vereceğini belirler ve gerekli programı çalıştırır.
3- bir istek geldiği zaman tekrar 1`e döner.

Bir örnekle anlatmadan önce tipik bir “/etc/services” ve “/etc/inetd.conf”
dosyasının içeriğine bakalım.

<”/etc/services”>

tcpmux 1/tcp
echo 7/tcp
echo 7/udp
discard 9/tcp sink null
discard 9/udp sink null
systat 11/tcp users
daytime 13/tcp
daytime 13/udp
netstat 15/tcp
chargen 19/tcp ttytst source
chargen 19/udp ttytst source
ftp-data 20/tcp
ftp 21/tcp
telnet 23/tcp
ktelnet 1023/tcp #Added by AS 5/5/98
smtp 25/tcp mail
time 37/tcp timserver
time 37/udp timserver
name 42/udp nameserver
whois 43/tcp nicname # usually to sri-nic

.
.
.

<”/etc/inetd.conf”>

# Ftp and telnet are standard Internet services.
#
ftp stream tcp nowait root /usr/sbin/in.ftpd in.ftpd
telnet stream tcp nowait root /usr/sbin/in.telnetd in.telnetd
#
# Shell, login, exec, comsat and talk are BSD protocols.
#
shell stream tcp nowait root /usr/sbin/tcpd in.rshd
login stream tcp nowait root /usr/sbin/tcpd in.rlogind
exec stream tcp nowait root /usr/sbin/tcpd in.rexecd
comsat dgram udp wait root /usr/sbin/in.comsat in.comsat
talk dgram udp wait root /usr/sbin/in.talkd in.talkd
.
.
.

23. “port” a bir istek geldiğinde, “inetd” “/etc/services” dosyasına bakarak bu “port” numarasına denk gelen servis ismini (“telnet”) bulur. Daha
sonra “/etc/inetd.conf” dosyasına bakarak bu servise denk gelen sunucu programı
(“/usr/sbin/in.telnetd”) çalıştırır.

BUFFERED PORTS:

Herhangi bir “port” u dinleyen program bir iş yaparken, başka bir deyişle dinlediği “port” a gelen bilgileri almaya hazır değilken, eğer bu “port”
“buffered” ise gelen bilgiler kaybolmaz. İşletim sistemi içerisine yerleştiri- len programlar sayesinde kapasitesi sınırlı kuyruklara yerleştirilerek ilgili
sunucu programın alması için bekletilirler. Internet üzerinde herhangi bir IP adresi üzerindeki “port” dan hizmet veren
sunucu programa bağlantı yapmak isteyen istemci program, sunucu programın çevaplarını (reply) yollamak için bağlantı kuracağı kendi üzerindeki “port”
numarasını da sunucu programa gönderir. “Port” numarası genellikle 2 “byte” olarak tutulur. Bu nedenle 65536 adet
“port” numaralamak mümkündür. Genellikle 1024`den küçük olan “port” numaraları özel hakları olan kullanıcılar (root) tarafından kullanılırken, büyük olanlar
genel kullanıma açıktır.

Patch Yazılımlar

Mevcut bir yazılımın (ticari ya da public domain) bazı hatalarını düzeltmek, ve programı güncellemek amacıyla, ilgili firmaların (ya da kişilerin) çıkardıkları “yama” programlar. Bu tip programlar, Internet üzerinde sıkça dağıtılır.

Sata Nedir?

Sata Nedir? Ayrintili Açiklama SERİAL ATA

Serial Ata`nın ne olduğunu anlamadan önce, nasıl bir ihtiyaç sonucu geliştirildiği ve şimdi ne durumda olduğundan biraz bahsedelim.

Sabit diskler veya optik cihazlar, diğer bilgisayar donanımları ile iletişim kurmak için arabirimleri kullanırlar. Günümüzde IDE arabirimi anakartın üzerinde geliyor. Hepimizin bildiği master/slave olarak adlandırılan arabirime, iki adet cihaz bağlanabiliyor. Yalnız 40 pinlik bir kablo ile bağlanan bu cihazlara jumper ayarı yapmak gerekiyor. IDE cephesinde gelinen sonraki nokta ise Ultra Ata arabirimi. ATA-2 ile uyumlu olan bu arabirim, saniyede 33 MB`lık bir hıza sahipti. Bu arabirim ile birlikte Cyclical Redundancy Check Error kontrolü getirildi. CRC, yazılması gereken verinin yazmadan önce kontrol edilmesi ve hata bulunursa yazma işleminin tekrardan başlatılması işlemine denir. Bu sayede hız ve güvenirlilik artırıldı. Zamanla bu arabirim de geliştirildi ve sırayla ATA-66 ve ATA-100 arabirimleri geldi. Adlarından da anlaşıldığı gibi bu arabirimlerin hızları 66 MBps ve 100 MBps. Günümüzde yaygın olarak Ultra ATA-100 kullanılıyor. Hatta bazı anakart üreticilerinin Ultra ATA-133`ü desteklemeye başladıklarını görebiliyoruz. Ama IDE arabirimi yerini daha geniş bir desteğe sahip olan Serial ATA`ya bırakıyor.

Serial ATA Nedir?

Serial ATA, masaüstü bilgisayarlardaki, bazı sunuculardaki ve ağa bağlı depolama cihazlarındaki paralel ATA fiziksel depolama arabiriminin evrimleşmiş hali olarak düşünülebilir.

Spesifikasyon daha ince, daha esnek kabloların ve daha az iğne sayılarının kullanılmasına olanak veriyor. Bu da bilgisayar üreticilerinin sistemlerini yönlendirmesi ve kurulması kolay kablolarla tasarlamalarını sağlıyor. Bununla birlikte şu an kullanılan Paralel ATA teknolojisinden daha kolay, daha esnek anakart yönlendirmesini de olası kılıyor.

Serial ATA II ile daha da geliştirilecek olan teknoloji önümüzdeki yılların bilgisayarlarının ihtiyaç duyduğu depolama arabirimlerini sağlamaya aday.Serial ATA Çalışma Grubu şu anda silikon tasarımı, kablo/konektör, depolama gibi konularda dünya lideri olan 80`den fazla üye ile oldukça güçlü bir konumda bulunuyor.

ATA`nın Gelişimi:

SATA/1500 kullanıma hazır İlk zamanlarda bir ATA standardından söz edilmezdi. Çeşitli firmaların tavsiyeleri ve tecrübeleri sonucunda zamanla anakart üreticileri de destek vererek ATA özellikleri geliştirildi. Ardından, ANSI (American National Standarts Institude) tarafından bir standart haline getirildi. Bu gelişmeden sonra Small Form Factor komitesi ATAPI arabiriminde standartlaşmaya gitti. Böylece CD-ROM ve sabitdiskler için ATA kabloları geliştirildi. Bu arabirim sürekli geliştirilerek standartlaştırıldı. Yani amatörce bir yol izlendi. Örneğin çok önemli olan BUS terminasyonu bu standarda sonradan eklendi. En son değişiklik ise, hepimizin bildiği 40 damarlı kablodan 80 damarlı kabloya geçiş ile yapıldı. Bu ekstra damar sayısı yüksek veri transfer hızlarının güvenli yapılabilmesi için geçerli. Çünkü gerilim iletimi ile veri aktarımda sorunlar yaşanabilir. ATA 100 arabiriminin teknolojik gelişmenin sonuna yaklaşması sonucu yeni bir arabirim için kollar sıvandı. Ve sonunda Serial ATA standardı geliştirildi. Bugünlerde birçok veri transfer uygulaması seri bağlantıyı tercih ediyor. Bu da en çok paralel ATA arabirimini etkiliyor. Çünkü saniyede 100 Mbyte`lık bir hız ile veri transferi gerçekleştirebilen bu arabirim teknolojisinin sınırına dayandı. Bu yeni arabirim Ultra Serial ATA 1500 ya da SATA/1500 olarak adlandırılıyor.

Serial ATA`ya Geçiş:

Paralel ATA gelişimini tamamladı Serial ATA, IDE ATA`nın bir sonraki adımı olarak görülüyor.Yeni arabirimi geliştiren grup geçtiğimiz aylarda bu yeni endüstri standardının son rötuşlarını tamamladı. ATA 1.0 olarak adlandırılan bu yeni standart, Intel Developer Forum`da ilgili kişilere tanıtıldı. Yeni standart sayesinde yeni nesil sabitdiskler daha yüksek bir performansla çalıştırılabilecek. Intel ve AMD işlemcileri de bu hız artışından faydalanabilecekler. Kablonun ince olması sayesindeyse, kasa içindeki hava sirkülasyonu daha etkili hale gelebilecek ve kasa içi ısı değeri düşebilecek. Bu da sistem kasalarını daha küçük boyutlara indirebilecek. Yeni seri I/O mimarisi, günümüzde kullanılan paralel I/O yapısının yerini aldıktan sonra, optik sürücü/yazıcı ve sabitdisk gibi cihazlara yüksek bir bant genişliği sunacak. Yeni arabirimin bir çok üretici tarafından desteklenmesi de önemli bir avantaj… Örneğin, APT, Dell, Intel, IBM ve Maxtor`un yanı sıra Seagate de bu yeni arabirimi ürünlerine entegre etmeye başladı bile.

Serial ATA`nın teknik özellikleri: SCSI arabirimine rakip

Bu teknolojinin performans değerlerinin ne olduğu hakkında çok net bilgi yok. Serial ATA`nın teorik olarak saniyede 600 Mbyte`lık bir veri transfer oranına ulaşılması gerekiyor. Buna karşın, arabirimi geliştiren grup, veri transfer hızının en az saniyede 150 Mbyte olacağını garanti ediyor.
Serial ATA, piyasada bulunan işletim sistemleriyle ve yazılımlarla uyumlu olmakla kalmıyor, master/slave konseptini de destekliyor. Bunu Paralel ATA`nın BUS topolojisi ile karıştırmamak gerek. Bu arabirim, daha çok yıldız topolojisine benziyor. Çünkü yıldız topolojisinde de olduğu gibi sistemler bire bir bağlanıyorlar. Ayrıca veri iletimi ve gönderimi, farklı veri yollarından yapılıyor. Nedeni ise, LVDS`nin, yani simetrik veri iletim tekniğinin kullanılması.

Kablo bağlantılardaki değişiklik: Kablo karmaşasına son

Paralel veri iletiminde hız sadece kısa mesafeli uzaklıklarda etkiliydi.Uzun mesafelerle veri iletimi gerçekleştiriliyor, ama hız önemli derecede düşüyordu. Bunun nedeni ise, bit sayılarının uzun mesafede rasgele hızlarda gitmesi ve bundan dolayı bir karmaşanın meydana gelmesiydi. Ayrıca, 40 veya 80 iğneli paralel kablolar kalın olduklarından dolayı, yeterince esnek bir yapıda değillerdi. Bu nedenle de, kasanın içindeki hava sirkülasyonunu da etkiliyorlardı. Yeni bağlantının bir diğer özelliği de, paralel bağlantıdan alıştığımız kalın kablo yerine çok daha ince bir kablo kullanılması.

Dolayısıyla yeni bağlantının pin sayısı da diğer bağlantıya göre daha düşük. Serial ATA için 6 ya da 8 damarlı bir kablo yeterli. Paralel kablolarda bu damar sayısı 40 idi, hatta Ultra ATA 66 ve 100`lerin çıkması ile birlikte damar sayısı da 80`e çıktı. Seri bağlantıda zaman gecikmesinin yaşanması mümkün değil. Çünkü seri bağlantıda, paralel bağlantının aksine sinyal iletimi tek bir kanaldan yapılıyor. İğne sayısının düşük olduğu bu bağlantıda, ses kartı ile CD-ROM arasında bağlanan kablo gibi incecik bir kablo kullandığından dolayı, hava sirkülasyonu da olumsuz yönde etkilemiyor.
Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, aşağıdaki resimde sol tarafta klasik 80pin ATA133 kablosu, sağ tarafda ise 7pin Serial-ATA kablosunu görebilirseniz. İncelen bu kablolar sayesinde kasa içinde daha iyi hava sirkülasyonu ile daha sağlıklı bir soğutma ve daha derli toplu sistem dizaynları yapmak mümkün. Şuan ki ATA133`ün 133MB/s`sine karşılık Serial-ATA`nın 150MB/s`si arasında bant genişliği olarak önemsenebilecek bir fark yok. Ancak Serial-ATA teknolojik olarak çok daha fazla avantaja sahip.

Yeni arabirimin bir diğer önemli avantajı ise, yazılım kurulum sürecinin azalması ve kablo maliyetlerinin düşürülmesi. Master/Slave sorununu ile çoğumuz karşılaşmışızdır. Sisteme entegre ettiğiniz bir IDE cihazı, bu yüzden kullanıcıya dertli anlar yaşatabilir. Paralel ATA iki adet master mimarisine sahipti. Bu master mimarisine iki adet de slave dahil ediliyordu.

Bu nedenle günümüzün anakartlarında toplam dört adet IDE cihaz sisteme bağlanabiliyor. SATA bu soruna teke tek bir çözüm getiriyor. SATA Host Adaptörü, shadow register setine sahip. Bu register seti, günümüzün sabitdisklerinde bulunan register setlerini emule ediyor. Bu özellik sayesinde ATAPI ve ATA komutları, SATA protokollüne dönüşebiliyorlar. Master/Slave desteği de bu tür bir emulasyon ile yapılıyor. Eski bir diske sahip olan kullanıcılar, özel geliştirilmiş bir adaptör sayesinde SATA controller üzerinden çalıştırılabilirler. Kısaca burada master/slave ilişkisi yok. Yine dört adet cihaz destekleyen bu bağlantı, paralel arabirimden farklı olarak peer to peer tekniği ile çalışıyor. Yani, her bir cihaz kendi kablosu üzerinden ve tek bir port üzerinden bağlanıyor. Böylece host adaptörüne cihaz başına bağlantı yapılıyor. Bu sayede jumper ayarlaması ve Bus terminolojisi tarihe karışıyor. Yani, her bir cihaz, diğer cihazdan bağımsız bir şekilde çalıştırılıyor. Bu standardı destekleyen cihazları konfigüre etmek gerekmiyor. Jumper ayarı yok. Ayrıca işletim sistemleriyle uyumsuzluk da söz konusu değil. Buna ek olarak özel sürücüler kurmak da gerekmiyor. Bu protokolün bir diğer önemli yanı ise, sadece dahili veri transferler için düşünülmüş olması. Yani USB/USB2 ve Firewire arabirimleri, harici bağlantılar için yerlerini SATA`ya bırakmıyorlar

Serial ATA II: Ağ uygulamalarına ekstra güç

Henüz Serial ATA 1.0 arabirimi ile doğru düzgün tanışılmadan, Serial ATA II arabiriminden söz edilmeye başlandı. Geçen aylarda katıldığımız IDF`de bu konseptin ilk ürünlerini görme fırsatımız oldu. Bu arabirim çok daha hızlı olduğundan dolayı, ağ donanımları ve sunucular için düşünülmüş bir teknoloji. Serial ATA 1.0 gibi Serial ATA II de yüksek bir bant genişliğe sahip. Dolayısıyla bu arabirimin de optik cihazlar ve veri depolama ürünlerinde kullanılması düşünülüyor. Serial ATA 1.0`da olduğu gibi Serial ATA II de, incecik bir kablo ile veri aktarımı yapıyor. Ayrıca jumper ya da değişik ayarlamalara da gerek kalmıyor. Bu sayede, entegre ettiğiniz her bir cihaz, sistem tarafından otomatik olarak tanınıyor ve çalıştırılması sağlanıyor. Serial ATA II, iki dönemde gelişimini tamamlayacak. İlk dönemden, sunucu ve ağ donanımlar etkilenecek. Arabirimin iyice oturması sonucundan da, ikinci dönem devreye girecek. İkinci dönemde, daha yüksek bir transfer oranı, yani bant genişliği, üst mertebelere taşınacak. Serial ATA II, Serial ATA 1.0 arabirimine de uyumlu olacak. Serial ATA II arabiriminin 2003 yılının 2. yarısında tamamlanması hedefleniyor. Bu arabiriminin gelişmesini sağlamakla görevli olan Serial ATA II Working Group, Serial ATA 1.0`ı geliştiren grubun aynısı.

IDF fuarında, Serial ATA 1.0 arabirimi için üretilmiş çeşitli ürünler tanıtılmıştı. Örneğin Adaptec, Serial ATA Controller ve PCI RAID kartlarını tanıtmıştı. Seagate ise Serial ATA sabitdisklerini tanıtmıştı. Geçtiğimiz ayda gezdiğimiz CeBIT fuarında Maxtor`un da Serial ATA diskleri ürettiğini görme fırsatını bulduk.

Sonuç: Serial ATA`ya geçiş hazırlıkları

Yeni arabirime geçiş için bu arabirimi destekleyen ürünlerin fazlaca piyasada bulunması gerekir. Bu yüzden olsa gerek, SATA adaptörleri geliştirildi. Bu adaptörler sayesinde, Paralel ATA arabirimli bir disk, Serial ATA arabirimine göre çalıştırılabilir. Çalışabilmesinin nedeniyse, paralel sinyal iletiminin bu adaptörler sayesinde seri sinyal iletimine dönüştürülmesi…

Bu adaptörlerin, seriye geçiş için maliyeti artırması, bir dezavantaj gibi gözükebilir. Ama paralel kullanımda çok önemli bir yer tutan bellek ihtiyacının minimuma indirilmesi çok büyük bir avantaj. Bu da doğal olarak geçiş süresini kısaltır. Bu tür bir gelişme çok güçlü bir arabirim olan Firewire cephesinde yaşanmıştı ve halen yaşanmaya devam ediyor. Bildiğimiz gibi Firewire ya da IEEE1394 diye adlandırılan arabirim, senelerdir piyasada olmasına ve çok hızlı bir arabirim olmasına rağmen, geniş bir ürün seçeneğine sahip değil.Oysa, sabitdiskler veya optik sürücüler, Firewire arabirimi tarafından rahatlıkla desteklenebilir.

Serial-ATA harddiskler çıkana kadar ise ABIT`in SERILLEL ismini verdiği bir çevirici ile bu soruna çözüm getirilebiliyor. Yukardaki resimde gördüğünüz çevirici ile standart ATA33/66/100/133 harddisklerinizi Serial-ATA konnektörü üzerinden kullanabilirsiniz. WinXP altında ATA100 Matrox hardisklerimi bu çevirici vasıtası ile sorunsuz olarak Serial-ATA üzerinden kullanabildim. İsterseniz sisteminizi bu Serial-ATA bağlantısı üstünden de boot ettirebilirsiz. Bunun için BIOS`da bir ayar yok ancak Serial-ATA ile ATA133 RAID aynı fazı kullandığı için boot aygıtı olarak ATA133 RAID seçtiğinizde Serial-ATA`daki hdd`nizden de boot edebilirsiniz. Tabii ki ABIT bir adet SERILLEL`ide IT7-MAX2`nin kutusuna dahil etmeyi unutmamış. En azından Serial-ATA aygıtlar çıkana kadar bence bu çok iyi bir çözüm. Teknik açıdan ekstra bir avantajı pek olmasada en azından bizi kablo demetlerinden şimdilik kurtarabilir.


Cache Bellek Nedir?

Siz bir uygulamayı ikinci çağırışınızda ilk çağırışınızdan hızlı açılıyorsa cache bellek ile tanıştınız demektir. Peki bu olayın perde arkası nedir?

Cache Bellek en son yaptığınız işlemleri değerlendirerek bir sonraki yapacağınız işlemi %90 tahmin edip bu bilgileri tutan L1 ve L1 in %10 tutturamaması durumunda bu %10 un da %90`ı oranında (siz hesaplayın artık) tahmin edip bu bilgileri tutan L2 adında işlemci çekirdeğine gömülü iki adet statik Ram den oluşur.

Cpu L2`de de bu bilgileri bulamamsı durumunda RAM`e gider. Orada da yoksa HDD`e gider.

Cache Belleği ilk icat edildiği yıllarda board üzerine koymuşlar ve sadece L1`den oluşuyormuş. O zamanlar da bu tahmin mekanizması bayağı işe yarasa da board üzerinde olduğu için Cpu L1 ile iletişime geçeceği zaman board`un veri yolu hızına düştüğü için pek şimdikisi kadar kullanışlı değildi. Abiler bu Cache`i Cpu içine koymak istiyorlardı. Fakat bu o kadar kolay değildi. Milyonlarca transistörü Cpu içine koyan adamlar, bir türlü Cache`i çekirdeğe gömemiyorlardı ki çekirdek hızında erişebilsinler. Bir ara akıllarına bir fikir geldi. Madem biz bunu çekirdeğe koyamıyoruz çekirdeğe en yakın yere koyalım dediler ve bu fikrin ürünü olan SLOT işlemciler piyasaya çıktı. Bu tip işlemcilerde çekirdeğin etrafında Cache`ler görülebilir. Fakat bu yöntemle hem istedikleri performans`ı alamadılar hem de işlemci board üzerinde dikine durduğu için sabitlemek zor oluyordu. Bir süre sonra Cachle`i çekirdeğe gömmeyi başardılar. Hatta L2 ile birlikte. Cache li işlemciler normallerinden daha pahalıydı. Çünkü cache`i çekirdeğe gömmek zor bir işlemdi. Öyle ki ürettikleri 100 işlemciden 98`ini çöpe atmak zorunda kalıyorlardı.

İşte bir işlemci alırken dikkatimizi çeken 512 cache olayının hikayesi kısaca böyle.

Nasıl Çalışır?

Her zaman şu örnek verilir. Bir lokantaya ilk defa gidip bir kase çorba istediğinizde Çorbanın yapılıp gelmesi uzun sürebilir. Eğer yemeğin yapıldığı yerin(HDD) hemen ön tarafında belirli bir miktar yemeği sıcak tutabilecek bir hazne varsa (RAM) ve siz oradaki çeşitlerden birini yiyecekseniz çorbanın pişmesini beklemezsiniz. Siz eğer aynı yere daha sık gelmeye başlarsanız garson sizi tanır ve sizin geleceğiniz saatlerde yemek arabasına(L2) sizin çeşitlerinizi de koyar. Sürekli müşterisi olursanız ve %90 aynı siparişleri veriyorsanız geleceğiniz saatte çorbanızı masanızda(L1) hazır bulursunuz.

Ne işe yarar?

İşte siz örn: Excel`i ilk açtığınızda normal hızda açılır. 2. Açtığınızda nasıl açıldığını bile fark edemezsiniz.

Cache farkını Setup`tan L1 ve L2 seçeneklerini DİSABLE yapıp test edebilirsiniz.

Statik ram den bahsettik onu da açıklayalım;

Çalışma prensibi olarak temelde 2 tip RAM vardır. Dynamic ve Static.

Static RAM makine açık olduğu sürece üzerine yazılan veriyi tutabilir. Transistörlerden imal edilmiştir.

Dynamic RAMler üzerindeki veriyi tutabilmek için belirli aralıklarla kondansatörlerle tetiklenmeleri gerekir. Aksi takdirde üzerindeki veri kaybolur. Bunun için ana kart üzerinde bu tetiklemeyi yapacak ayrı bir devre dizayn edilmiştir ve bu yüzden dynamic ramler cache bellek olarak çekirdekte kullanılamazlar. Bildiğimiz ramler Dynamic ramdir. Static ramler yapılarında transistör kullanıldığı için daha pahalıdır.

This entry was posted on Çarşamba, Ağustos 5th, 2009 at 14:01 and is filed under Donanım Dersleri, donanim. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply